Estetik

Medikal

cervical-pain.jpg

Cerrahisi

Baş ve Boyun

Ses Hastalıkları

Ses bozuklukları; organik, psikolojik, nörojenik, fonksiyonel olmak üzere dört farklı nedenden oluşmaktadır. Çıkardığımız sesin kalitesi, ses tellerinin ne kadar rahat (ya da eforla) hareket ettiğiyle yakından ilişkilidir. Ses telleri senkronize bir şekilde titreşirse, çıkan ses de kulağa hoş gelir. Ancak sert bir şekilde, zorlanarak bir araya gelirse, çıkan ses hoş olmamakla kalmaz, ses telleri kalıcı bir şekilde hasar görebilir. On günü aşkın bir süredir soğuk algınlığı ya da alerji gibi bir sebebe bağlı olmaksızın ses kısıklığı, seste değişiklik ya da gırtlakta rahatsızlık hissi yaşamaktaysanız en kısa zamanda bir Kulak-Burun-Boğaz Hekimine başvurmalısınız.

Nodüller ve Polipler; nodüller ve polipler ses tellerinin orta bölümünde oluşan ve en sık görülen, iyi huylu oluşumlardır. Nodüller, ses telleri üzerinde oluşmuş nasırımsı yapılardır. Polipler, nodüllere göre içi sıvı dolu oluşumlardır. Görünmez kan damarları tarafından beslenebilir. Boğuk ses, zorlamalı ses ve çabuk yorulma hem nodülün hem de polipin tipik belirtilerdir. Hem nodül hem de polip konuşma ya da şarkı söyleme sırasında oluşan ses teli travmasına bağlı olarak oluşmaktadır. Sigara ve alkol kullanımı, kafein, alerji, reflü, zararlı kimyasallara maruz kalma gibi faktörler de nodül ve polip oluşumunda etkili olmaktadır. Tedavide hijyen önerilerine ek olarak ses terapisi ilk aşamadır. Düzelmeyen vakalarda cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Kistler; ses tellerinde oluşan kistler, vücudun herhangi bir yerinde oluşan kistlerle aynıdır. İçi sıvı dolu ve deri tarafından sarmalanmış keseler halindedirler. Tek taraflı kistler ses tellerinin en fazla titreşime giren orta bölgesinde görülürler. Ses teli kistlerinin gerçek nedeni tam olarak bilinmemektedir. Tedavisi cerrahi yöntem ile olmaktadır. Cerrahi müdahaleden sonra ise ses terapisi uygulanmaktadır.

Püberfoni (Mutasyonel Falsetto): Ergenlik döneminden sonra organik bir nedene bağlı olmaksızın ergenlik dönemine ait sesi kullanmada ısrar etme durumudur. İnce sesini kullanan erkeklerde daha çok görülmektedir. Bazen, çocuk sesi gibi sesini yüksek perdeden kullanan bayanlarda da görülmektedir. Nedeni bilinmemektedir. Tedavisi ses terapisi ile mümkündür.

Ses Teli Felci; ses teli felci, ses tellerine giden bir ya da birkaç sinirin zayıf çalışması ve ses tellerinin hareket edememesi durumudur. Çok nadir olarak ses tellerinin açılmadığı görülmektedir. Bu durumda hastanın solunumu zorlaşmaktadır. Ses teli felcinin nedeni pek çok şeye bağlı olabilir. En sık rastlanılan sebep grip ya da üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Diğer sebepler ise cerrahi girişimler (göğüs, boyun ya da omuz), kalp sorunları ve nadiren tümör ya da beyin hasarlarıdır. Ses tellerinin kapanma kalitesini arttırmak için ses terapisi yapılır. Yeterli olmadığı durumlarda cerrahi müdahale uygulanır.

Larenjit; en çok virüslerle, sonra da bakterilerle oluşur. Krup adı verilen gırtlak ve bronşların beraber tutulduğu tablo çocuklarda sıklıkla görülmekte ve erken tedavi edilmediği takdirde ciddi sıkıntılar doğurabilmektedir. Larenjit her yaş grubunda görülebilmektedir. Endoskopik muayene tanı aşamasında altın standarttır. Muayene ile ses kısıklığına sebep olabilecek daha ciddi hastalıklar saptanabilir ve tedavi edilecektir. Tedavinin temelini ses istirahati ve bol sıvı alınması oluşturmaktadır. Medikal tedavide hekiminiz uygun gördüğü takdirde antibiyotik, steroidler ve anti inflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Çocukluk döneminde ses bozuklukları kişinin sosyal gelişimi, okul ve gelecekteki mesleki başarısı açısından oldukça önemlidir. Hikaye alınırken sesin durumu, sesin durumuna bağlı olarak çocuğun ev ve okulda iletişim kurma yetisinin nasıl etkilendiği ve ses sorununa bağlı kişisel ve sosyal gelişimde sorun yaşayıp yaşamadığı, çocuğun sesi konusunda kaygılarının olup olmadığı değerlendirilmelidir. Muayenede ses telleri endoskopik yöntemlerle değerlendirilir. Çocuklarda en sık karşılaşılan ses bozukluğu sebebi ses tellerinde görülen nodüllerdir. Ses tellerinin hem kapanmasını engellerler hem de aradan geçen hava ile ses kalitesinin bozulmasına yol açarlar. Tedavi seçenekleri ses hijyeni, bekle gör yaklaşımı, ses ve davranış terapisi ve cerrahidir.

Gırtlak kanseri daha çok ileri yaşlarda ortaya çıkar ve oluşumda en önemli sebep sigara içimidir. Gırtlakta kanserin bulunduğu yere göre ses kısıklığı, yutma güçlüğü ve nefes darlığı yapabilir. 2-3 hafta süren ses kısıklığında mutlaka muayene olmak gerekir. Gırtlak kanserinin teşhisi için gırtlaktaki kitlenin kameralı (endoskopik) sistemlerle muayene edilmesi gerekmektedir. Bu kameralı sistem burundan bakılabildiği gibi ağız içinden de bakılabilir. Kitlenin teşhisin kesinleştirilmesi için kanserli gırtlak bölgesindeki dokudan parça (biyopsi) alınması gerekir. Biyopsi genellikle uyutularak alınabildiği gibi bazı durumlarda uyutulmadan da alınabilir. Alınan parça incelenmesi için patoloji laboratuvarına gönderilir. Bu ilk ameliyat sırasında gırtlak kanseri çok ileri evre değilse boyun bölgesine nefes deliği açılmasına gerek duyulmaz. Patolojik sonucu göre daha ileri bir cerrahi daha gerekebilir.

Horlama ve Apne

Solunum yolundaki daralmalara bağlı olarak soluğun duyulur hale gelmesine horlama denilir. Bademcik ve geniz eti genellikle okul öncesi dönemde sık geçirilen enfeksiyonlarla büyürler ve solunum sıkıntısına yol açarlar. Horlama apne olarak da isimlendirilen ciddi bir hastalığın habercisi olabilir, burada uykuda nefes kesilmesi vardır. Büyük bir geniz eti ve iri bademcikler sıklıkla horlama ve solunum sıkıntısına yol açar. Horlamada gece uykusu rahat olmadığı için çocuklarda okul, erişkinlerde ise iş performansında düşmeler görülür.

Geniz eti saptanan çocuklarda orta kulak iltihaplarına ve sinüzite daha sık rastlanılır. Burun solunum havasını ısıtır, nemlendirir ve süzer, tıkalı olduğunda ağız kuruluğu, yutkunamama, gece öksürükleri, uykusuzluk gibi şikâyetler görülür. Uzun süren burun tıkanıklıklarında alerji de araştırılmalıdır. Geniz eti direkt muayene ile çoğunlukla görülür, endoskopisi de kolay bir muayene yöntemidir. Direkt grafi kullanımına gerek yoktur. Kendine dikkat etmeyen, sporu sevmeyen, kilolu erişkin insanlar sıklıkla uyku düzensizliği ve horlamadan şikâyet eder. Horlama için yapılan tetkiklerin amacı solunum sıkıntısını ortaya koymaktır. İlk başlarda fazla yorgun olunca, alkolü aşırı alınca yâ da sırtüstü yatınca oluşan horlama, sonraları yatarken her pozisyonda olmaya başlar, gittikçe artar ve diğer odalardan da duyulur hale gelir. Bu aşamaya geldiğinde olay çok ciddi demektir ve bu hastalarda büyük bir ihtimalle apne hastalığı vardır. Çok şiddetli horlamalarda burnun yanı sıra yumuşak damak, küçük dil ve dil kökü incelenir. Erişkin hastalarda horlamanın derecesi, horlamaya neden olan bölge değerlendirilerek pek çok farklı cerrahi yöntem uygulanabilir. Bugün uykunun basit bir dinlenme olayı olmadığı, birçok önemli yaşamsal faaliyetin uyku sırasında düzenlendiği bilinmektedir. İnsan hayatının yaklaşık üçte birinin uykuda geçtiği düşünülürse, yaşamımızın uzun bir dönemini oluşturan bu sürenin de tıpkı uyanıklık dönemi gibi sağlıklı ve normal şartlar altında devam etmesi oldukça önemlidir.  Uluslararası sınıflamada da yer alan birçok uyku bozuklukları bulunmakla birlikte, uyku apnesi hem toplumsal hem de kişisel olarak ciddi sağlık problemlerine, ekonomik ve zaman kayıplarına yol açtığı görülmektedir. Bilimsel olarak uyku; vücudumuzun, organlarımızın yenilendiği safhadır ve aşağıdaki işlevlerde önemli olduğu düşünülmektedir;

-Vücudun yenilenmesi ve çocuklarda büyüme hormonunun salgılanması

-Metabolik enerjinin korunması, bedensel olarak dinlenme

-Organların fizyolojik onarımı

-Entellektüel performansın korunması, öğrenme ve hafıza

-Sinirsel yenilenme, ruhsal dinlenme

Uykuda solunum bozukluklarının içerisinde yer alan “Uyku Apnesi” son yıllarda halk sağlığı açısından da giderek önem kazanmaktadır.

Uyku apnesi uyku esnasında tekrarlayan nefes durmaları ile karakterize, oksijen düşmesi ve uyku bölünmelerine sebep olan, ani ölüm riski oluşturan ve vücutta birçok sistemi etkileyen ciddi bir hastalıktır. Nefes durmaları esnasında kandaki oksijen seviyesi düşmekte, beyin ise bu durumu algılayarak tıkanan havayolunu açmak ve normal solunuma dönmek için uykudan uyandırmaktadır. Uyku-uyanıklık arasındaki bu kısa geçişler uyku süresince onlarca kez tekrar ortaya çıkmaktadır.

Horlama uyku apnesinin bir diğer belirtisidir. Toplumda sosyal sorunlara yol açması dışında çok üstünde durulmayan, çoğu zamanda normal olarak karşılanan horlama uyku apnesinin önemli bir belirtisidir. Uyku apnesi olan hastalarda genellikle yüksek sesli, gürültülü bir horlama görülür. Bundan en çok şikâyet eden eşler ve ailenin diğer bireyleridir. Horlama üst havayolunda kasların gevşemesi ile dilin geriye düşerek ve diğer gevşek dokularla beraber titreşmesi sonucu ortaya çıkar. Yumuşak damağın ve küçük dilin normalden uzun olması, büyük bademcik ve geniz eti ya da burundaki darlıklar da horlamayı tetikleyebilir. Horlama sıklığı ve şiddeti yaş ve kilo alımı ile artmaktadır. Gündüz aşırı uyku hali diğer bir tipik belirtisidir. Kişi gece apnelere bağlı ortaya çıkan düşük oksijen, bölünmüş uyku gibi etkenlerin sonucu olarak yetersiz veya dinlendirici olmayan bir gece geçirir. Vücut, bu yetersiz uykuyu telafi etmek için gün içerisinde sabit olduğu her an uyuma eğilimindedir. Kişinin günlük aktiviteleri, sosyal ilişkileri ciddi anlamda etkilenir. Hatta bu konuda araba kullanan veya dikkat gerektiren bir işte çalışan bir kişinin bu esnada uykuya dalması ya da halk tabiri ile “içinin geçmesi” ciddi ve geri dönüşü olmayan kazalara sebep olmaktadır. Devamlı, uzun süredir devam eden horlama, gündüz aşırı uyku hali ve tanıklı apne denilen yakınları tarafından fark edilen uykuda nefes durmaları tipik üç belirtisidir. Bunun yanında, gece boğulma hissi ile uyanma ve çarpıntı, yorgun-dinlenmeden uyanma, sabah baş ağrıları sık rastlanır. Halsizlik, gece sık tuvalete çıkma, depresyon, sinirlilik diğer belirtilerdir.

Bu hastalığın tanısı için “altın standart tanı yöntemi” olarak bir polisomnografi testi yapılması gerekmektedir. Belirlenen bir randevu tarihinde uzman hekimin öneri ve isteklerine uygun olarak kişinin bir gece uyku laboratuvarında uyuması istenir. Yapılacak testin bir tehlikesi yoktur. Amaç kişinin uykudaki durumunu gözlemlemektir. Bununla birlikte kişinin gece boyunca beyin dalgalarının özelliklerine göre ayırt edilen uyku yapısı, ağız ve burundan gerçekleştirdiği solunum hareketlerine bağlı nefes durmalarının ve kısa uyanıklıkların olup olmadığı, karın ve göğüs hareketleri, oksijen düzeyi, kalp hızı, bacak hareketleri gibi bilgilerin alınması çeşitli sensör, kemer ve elektrotlar vasıtasıyla sağlanır. Ertesi gün veya uygun bir zamanda uzman hekim değerlendirmeyi yapar, kişiye hastalığın tipi, şiddeti ve diğer sonuçları belirterek yapılması gerekenler konusunda bilgi verir. Hastalıkla ilgili yukarıda belirtilen sebepleri ortadan kaldıracak ve yan etkisi olmayan herhangi bir ilaç henüz yoktur. Ağız içi araç tedavisi uygulanabilir. Uyku apnesinin en etkili tedavisi PAP cihazları ile yapılmaktadır. Ancak darlık yeri tam belirlenirse bu alanda çoğunlukla düzeltici cerrahi olarak yardımcı olmaktadır.

Tiroid Cerrahisi

Guatr, boyunda ön alt kısımda yer alan tiroid bezinin büyümesidir. Aslında guatr tek bir hastalık olmaktan çok tiroid bezinin az, normal veya fazla çalışmasıyla birlikte görülebilen tiroid bezi büyümelerini ifade etmektedir. Tiroid bezi salgıladığı hormonlar aracılığıyla vücudumuzun ve alışma hızını düzenlemektedir. Guatr bazı olgularda hiçbir belirti vermediği gibi hastalar öksürük, yutma güçlüğü, boyunda şişlik, ağrı ve nadiren solunum güçlüğü yakınmaları ile gelebilir. Tiroid bezinin büyümesi sonucunda sözü edilen yakınmalar ortaya çıkabileceği gibi tiroid bezinin salgıladığı hormon düzeylerinin olması gerekenden az veya fazla olmasından kaynaklanan belirtiler de görülebilir. Tiroid hormonlarının normalden fazla salgılanması durumunda baş ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, titreme, sinirlilik, bulantı, kusma ve ishal görülebilir. Tiroid bezinin salgıladığı hormonların normalden az olması sonucunda ise kilo alma, kabızlık, halsizlik, ciltte kuruma, saç dökülmesi gibi söz konusu olabilir. Guatr tanısı boyun bölgesinin hekim tarafından muayene edilmesinin ardından kanda tiroid hormon düzeylerinin ölçümü ve ultrasonografik inceleme ile konulabilmektedir. Ayrıca gerektiğinde sintigrafi ve tiroid bezinden yapılacak ince iğne biyopsileri tanıda yardımcı olabilmektedir. Guatr tedavisinde ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi tedavi olmak üzere 3 farklı yöntem vardır. Hormon eksikliği olan hastalar tiroid hormonu ilaç olarak verilmektedir. Hormon fazlalığı olan hastalara hormon yapımını baskılayacak ilaçlar verilerek hormon düzeyi normale çekildikten sonra ameliyat veya radyoaktif iyot tedavisi yapılır. Hormon seviyelerinin normal olduğu ve genelde nodüllerin görüldüğü durumlarda genellikle cerrahi tedavi uygulanır. Ameliyatta tiroid bezi komşuluğundaki dokuların korunması önem taşımaktadır. Ayrıca ameliyat bölgesinde iz bırakmamak için özen göstermek gerekir. Hem operasyon öncesi, hem de sonrası düzenli kontroller gerekmektedir.

Guatr ameliyatında en önemli riskler ses tellerini çalıştıran sinirlerin zedelenmesi ve tiroid bezi komşuluğunda bulunan paratiroid bezinin zarar görmesidir. Ses telini çalıştıran sinirin tek veya iki taraflı olarak zedelenmesi ses kısıklığı ve nefes darlığı ile sonuçlanabilirken, paratiroid bezinin zarar görmesi kalsiyum seviyesinin düşmesine enden olmaktadır. Kalsiyum gereksinimi karşılanmazsa metabolizma, kalp ve sinir sistemi ile ilgili ciddi problemleri ortaya çıkmaktadır.

Boyun Kitleleri

Boyundaki kitleler fark edildiğinde insanları oldukça endişelendiren ve sıklıkla doktora yönlendiren bir durumdur. Boyundaki kitle basit bir enfeksiyona bağlı olabileceği gibi baş boyun bölgesi kaynaklı bir tümörde ilk belirti olarak boyunda kitle ile karşımıza çıkabilir.

Boyun bölgesi üstte çene altta da köprücük kemiklerine kadar olan alanı içerir. Boyunda karşınıza çıkan şişlik enfeksiyona bağlı olarak büyümüş bir lenf bezesine, doğumsal kaynaklı kistik bir kitleye ve bu kitlenin aniden büyümesine, baş boyun bölgesinde yerleşmiş kötü huylu tümörlerin buradaki lenf bezelerine yayılmasına, lenf bezlerini tutan iyi veya kötü huylu hastalıklara bağlı olarak olabilir. Yine boyun bölgesinde yerleşim gösteren bazı organları (tükrük bezleri, tiroid, gırtlak, kas dokusu) tutan hastalıklarda da ilk bulgu boyunda bir şişlik olabilir. En sık görülen boyun şişliği nedeni lenf nodlarıdır. Normalde boynumuzda yerleşen lenf nodları ele gelmez ve dışarıdan belli olmazlar. Lenf bezlerinde büyümenin nedeni sıklıkla enfeksiyonlardır. Enfeksiyon hastalıkları boyun bölgesine direk yerleşerek şişlik ortaya çıkarabilecekleri gibi, sinüs, diş, ağız veya bademcik gibi baş ve boğaz bölgesinde yerleşip hastalık yaptıktan sonra buna reaksiyon olarak boyun lenf bezlerinin şişirerek de dolaylı olarak boyun şişliği oluşturabilirler. Bunlar genelde ağrılı olup, hızlı büyüme göstermiş ve sayıca birden fazla olabilirler. Bunun yanı sıra doğumsal kaynaklı kistlerde boyundaki şişliklerin bir diğer nedenidir. Bu kistler sıklıkla ağrısız üzerinde ısı artışı renk değişikliği olmayan uzun süre boyutunda değişiklik olmayan kitleler şeklinde karşımıza çıkar. Baş boyun bölgesindeki lenf bezleri eğer kötü huylu bir tümörün bu bölgeye yayılmasına bağlı olarak büyümüşse ya da kitlenin kendisi bu bölgedeki dokuların kötü huylu hastalıklarına bağlı ise kitle sıklıkla sert, yapışık tarzda olabilir. Lenf bezleri tüm vücutta vardır ama büyük bir çoğunluğu boyunda yerleşmiştir. Sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirenlerde özellikle çocuklarda boyunda elle hissedilebilen yumrular olabilir. Çocukların boyunlarının ince olması da bu lenf düğümlerinin kolay hissedilmesinin diğer bir sebebidir. Geçirilen bir enfeksiyona bağlı olan lenf bezi şişlikleri hastalığın tedavisi ile gerileyecektir. Tedaviye rağmen büyüyen veya enfeksiyon olmadan oluşan şişliklerde, üzerinde kızarıklık veya mor renk değişikliği olan sert ve ağrılı şişliklerde, hızlı büyüme gösteren ve sayıca giderek artış gösteren kitlelerde en kısa zamanda Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak gereklidir.  Çocukluk yaş grubunda boyun kitlelerinde ön planda enfeksiyona bağlı lenf bezi büyümeleri akla gelir. İleri yaşta görülen ve hızlı büyüme gösteren boyun kitlelerin de ise mutlaka kötü huylu tümörler akılda tutulmalıdır. Kitlenin her zaman kesin nedeni ilk muyanede tespit edilmeyebilir. Bu durumda kitlenin ne zamandır olduğu, eşlik eden başka bulguların olup olmadığı, hastanın yaşı, vücudun başka bölgelerinde de benzer şişliklerin olup olmaması tanıda oldukça yardımcıdır. Tedavi sıklıkla kitlenin neden kaynaklandığına göre belirlenir. Eğer basit enfeksiyonlara bağlı reaktif bir lenf bezi büyümesi varsa 10-14 günlük antibiyotik kullanımı yeterli olmaktadır. Birkaç gün içinde ağrı kendiliğinden veya verilen antibiyotiklere bağlı olarak azalır, lenf nodu boyutları küçülmeye başlar ve bunun tamamen kaybolması 2-3 hafta sürebilir. Sık sık bu tarz hastalık geçirenlerde ve çocukluk çağında şişen lenf bezinin boyutunun küçülmesi uzun zaman alabilir.

Ama tüberküloz gibi başka enfeksiyona bağlı lenf bezi büyümelerinin tedavisi daha uzun süreli ve spesifik tedavileri gerektirir. Eğer bu kitle doğumsal kistik bir kitle ise tedavisi sıklıkla cerrahi olarak kitlenin çıkarılmasıdır. Yapılan incelemeler neticesinde lenf bezi büyümesinin baş boyun bölgesi yerleşimli kötü huylu bir tümör kaynaklı olduğu tespit edilmiş ise bu bölgeyi ve boyundaki diğer lenf bezlerinin de çıkarılmasını içerecek cerrahi bir tedavi gerekebilir. Ek olarak hastanın sonrasında radyoterapi-kemoterapi alması gerekebilir. Yine eğer lenf bezlerindeki büyüme lenf bezlerini tutan sistemik bir hastalığa bağlı ise tedavi amacıyla hasta dahiliye- onkoloji kliniklerine yönlendirilebilir.

Cilt Tümörleri

Cilt kanseri, vücudumuzun dış yüzeyini kaplayan ve en büyük organlarımızdan birisi olan cilt hücrelerinin kanserleşmesidir. Tüm kanserler içinde en sık karşılaşılan kanser türüdür. Cilt, vücudumuzu dış etkenlerden koruyan, su, elektrolit ve ısı kaybını önleyen epidermis ve kıl folükülleri, ter ve yağ bezleri, damarlar ve sinirleri içeren dermis tabakalarından oluşur. Cilt kanserleri epidermisin bazal tabakasından (bazal hücreli karsinom), daha üstteki yassı hücre tabakalarından (yassı hücreli karsinom) ve cilde rengini veren hücre olan melanositlerden (malign melanom) kaynaklanabilir. Baş boyun bölgesi, güneşe daha yoğun maruz kalan böylece en önemli risk faktörü olan ultraviyole ile daha fazla karşılaşan bölge olduğu için, cilt kanserinin sık görüldüğü bölgedir. Dudaklar, yüz ve kulaklar kanserin en sık görüldüğü bölgelerdir.

Cilt kanserinin nedenleri nelerdir?

Uzun süre güneş ışığına maruz kalmak majör etyolojik faktör olarak kabul edilir.

Açık havada uzun süre geçirenler (çiftçiler, şantiye çalışanları, bahçıvanlar)

Açık tenli, cildinde kolay çillenme olan, çok sayıda beni (nevüs) olanlar

Ailesinde cilt kanseri olanlar,

Radyoterapi alanlar,

Katran, zift ve arsenik gibi kimyasallara uzun süre maruz kalanlar

Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralara sahip olanlar risk altındadır.

Cilt kanserinin belirtileri nelerdir?

Baş boyun bölgesinde dört hafta içinde iyileşmeyen beyaz veya pembe renkli, pullanan, kabuklanan, ciltten kabarık veya çukur, kanamalı yaralar cilt kanserinin belirtileri olabilir.

Herhangi bir bende asimetri, kenar düzensizliği, değişik renk tonlarında olma, kabuklanma, kanama, kaşıntı, çevresinde kızarıklık, kıllanma artışı, boyutunda aniden ve hızlı değişiklik olması kanserleşme açısından uyarı olarak kabul edilmeli ve bir uzmana danışılmalıdır.

Cilt kanserinin tedavisi kanserin tipine, büyüme evresine, yerleşim yerine göre değişmektedir.

Bazal hücreli karsinomlar yavaş büyüme ve nadiren yayılma özelliğine sahipken yassı hücreli karsinomlar cildin hemen altındaki yağ dokusuna yayılma eğilimindedir ve lenf nodlarına ve vücudun uzak bölgelerine yayılabilir. Melanomlar ise sıklıkla çevre dokulara ve vücudun diğer bölgelerine yayılırlar.

Tedavi lezyonun çıkarılmasını, çıkarılan alanın kozmetik ve fonksiyonel olarak uygun şekilde tamir edilmesini, lenf nodlarına yayılım varsa etkilenen nodların çıkarılmasını içerir. Deri kanserlerinde muhtemel diğer tedavi şekilleri kriyoterapi (kanser hücrelerinin dondurularak tahrip edilmesi), radyoterapi (ışın tedavisi), kemoterapidir.

Genellikle erken dönemlerde cerrahi yeterli olurken daha ileri evrelerde kanserin türüne göre cerrahi ile birlikte radyoterapi ve kemoterapi tedavileri de gerekebilmektedir. Cilt kanserlerinde erken teşhis ve tedavi çok değerlidir. Cildimizdeki lezyonları sürekli takip etmek ve eğer cildinizde şüpheli bir lezyon var ve risk faktörlerini taşıyorsanız mutlaka düzenli muayene olunuz.

Risk faktörleriniz var ise özellikle en yoğun geldiği dönemlerde güneş ışınlarından korunmak önemlidir. Bunun için 11 ve 15 arasındaki zamanı gölgede geçirmek, tişört, omuzlarınızı örtecek geniş şapka, güneş gözlüğü kullanmak, en az 15 SPF güneş losyonu kullanmak, çocukların güneşten korunmasına dikkat etmek, cildinizi sık sık muayene etmek, şüpheli lezyonları takip etmek önemlidir.